Haymana Yaylabeyi Medyum Giray
Merhaba sevgili okurlarım, benim adım Haymana Yaylabeyi Medyum Giray, Haymana’nın ayazı insanın kemiğine işler derler ama Yaylabeyi’nin o dilsiz tepelerinde öyle bir soğukluk vardır ki; sadece kemiği değil, ruhu dondurur. Eğer ocağında ateş yanıyor da içindeki o üşüme geçmiyorsa, rızkın avucunun içinden su gibi akıp gidiyorsa; bil ki üzerine bir “gece mührü” vurulmuştur. Medyum Giray, o mührü sökmeye değil, o mührü vuran eli kırmaya gelen adamdır. Giray’ın Yaylabeyi’ndeki Yasası Şudur: Göz Görür, El Çözer: Senin “nazar” deyip geçtiğin o ağır bakışların, aslında ruhuna saplanmış paslı çiviler olduğunu Giray bir bakışta ifşa eder. O çivileri sökerken ruhun sarsılır ama prangaların parçalanır.
Gidenin İzi, Dönenin Dizidir: Sevdiğin kapını kapattıysa, aranıza dağlar değil, “yapılı soğukluklar” girdiyse; Giray o dağları un ufak eder. Gidenin iradesini rüzgâra bağlar, yönünü senin kapına çevirir. Kısmet Sancağının Dikilmesi: Üzerindeki o bereketsizliği, sanki bir kefenmiş gibi üzerinden yırtıp atar. Toprağın bereketi neyse, senin hayatına da o gürlüğü eker. Burada teselli arayanlar kapıdan döner. Giray, sana duymak istediğin masalları anlatmaz; önüne o kapkara hakikati koyar. Yaylabeyi’nin o sarp sessizliğinde, sadece kendi sesini değil, seni boğan o karanlığın feryadını duyarsın. Şu an bu satırları okuyorsan, ya o karanlık kuyuya teslim olacaksın ya da Giray’ın uzattığı o köz gibi yakıcı eli tutacaksın. Unutma; kurtuluş, acı bir şifadır.